“Spora başlayacaktım ama bıraktım…”
“Bir haftadır gitmiyorum, kendime kızıyorum.”
“Yine yapamadım, iradesizim galiba.”
Bir diyetisyen olarak danışanlarımdan en sık duyduğum cümleler bunlar. Dikkat ederseniz, mesele sadece spor yapmak ya da yapmamak değil. Asıl mesele, spor bırakıldığında ortaya çıkan yoğun suçluluk hissi.
Peki neden?
İnsan neden sadece bir alışkanlığı bıraktığında, sanki büyük bir ahlaki hata yapmış gibi hisseder?
Bu suçluluk nereden geliyor ve gerçekten bize mi ait?
Gel birlikte bakalım.
Modern dünyada spor artık yalnızca sağlıkla ilgili bir davranış değil. Spor;
bir göstergesi gibi sunuluyor.
Sosyal medyada her sabah spor yapan insanlar, “bugün de kendim için bir şey yaptım” mesajları, ter içinde gülümseyen yüzler… Tüm bunlar zihnimizde fark etmeden şu denklemi kuruyor:
Spor yapıyorsan iyi birisin.
Yapmıyorsan eksiksin.
İşte suçluluğun ilk tohumu burada atılıyor.
“Beden Üzerinden Değer” Öğretiliyor
Toplum olarak uzun zamandır şunu öğreniyoruz:
Beden kontrol altındaysa kişi değerlidir.
Zayıf olmak,
fit görünmek,
kaslı olmak,
aktif olmak…
Bunlar sadece fiziksel özellikler değil, ahlaki üstünlük göstergeleri gibi pazarlanıyor.
Sporu bıraktığınızda ise bilinçdışında şu düşünce çalışmaya başlıyor:
“Demek ki kendime değer vermiyorum.”
Oysa bu, tamamen öğretilmiş bir düşünce.
Suçluluk, aslında bizi sosyal normlara uymaya zorlayan bir duygudur.
Yani “yanlış bir şey yaptın” alarmıdır.
Ama burada kritik bir ayrım var:
Sporu bırakmak çoğu zaman kimseye zarar vermez.
Ama biz yine de kendimizi yargılarız.
Çünkü beklenti şudur:
“Devam etmeliydin.”
Danışanlarımdan biri bir gün şöyle demişti:
“Hocam iradem zayıf galiba, o yüzden bıraktım.”
Oysa bilim bize şunu söylüyor:
Davranışların sürdürülebilirliği iradeden çok, koşullarla ilgilidir.
Sporu bırakma nedenlerine bakalım:
Bunların hangisi “kişisel başarısızlık”?
Hiçbiri.
Ama biz yine de suçu kendimize atarız.
Çünkü sistemsel nedenleri görmek yerine, bireyi suçlamayı öğrendik.
“Ya Hep Ya Hiç” Düşüncesi
Sporu bırakanların suçluluk yaşamasının bir diğer büyük nedeni de siyah-beyaz düşüncedir.
Ya her gün spor.
Ya hiç.
Bir hafta gidemediniz mi?
Zihinde hemen şu cümle belirir:
“Zaten bozuldu.”
Oysa sağlık davranışları doğrusal değildir.
Hayat girer araya.
Beden değişir.
Ruh hali değişir.
Ama biz esnek değiliz.
Katıyız.
Ve katı kurallar, suçluluğu doğurur.
Spor, uzun süredir “yemeklerin bedelini ödeme” aracına dönüştürüldü.
Bu denklem, sporu keyiften çıkarıp cezaya dönüştürüyor.
Sporu bıraktığınızda ise sadece bir alışkanlığı değil, sanki kendinizi affetme hakkını da bırakmış gibi hissediyorsunuz.
Bu noktada suçluluk artık fizyolojik değil, psikolojik bir yük haline geliyor.
Kısa cevap: Hayır.
Araştırmalar, suçluluk temelli motivasyonun uzun vadede davranışı sürdürmediğini gösteriyor.
Aksine:
Yani ironik bir şekilde, spor yapmadığınız için kendinize kızdıkça, spora dönme ihtimaliniz daha da azalıyor.
Her bedenin dönemleri vardır.
Bazen güçlüsünüzdür.
Bazen yorgun.
Bazen hareket ister.
Bazen durmak.
Sporu bıraktığınız bir dönem, belki de bedeninizin “şimdi yavaşla” dediği bir zamandır.
Ama biz bu sinyali dinlemek yerine bastırırız.
Çünkü dinlenmek bizde hâlâ “tembellik” ile karıştırılıyor.
Sporu Bırakmak = Başarısızlık Değildir
Bunu özellikle vurgulamak istiyorum:
Sporu bırakmak başarısızlık değildir.
Belki o spor size uygun değildi.
Belki o tempo gerçekçi değildi.
Belki şu an hayatınızın önceliği başka.
Bu, “kendinden vazgeçmek” değil.
Bu, kendini yeniden düzenlemek olabilir.
Spor, bedenle kurulan bir ilişkidir.
Zorla sürdürülen her ilişki gibi, bir noktada kopar.
Eğer spor:
orada durup düşünmek gerekir.
Belki sorun siz değilsiniz.
Belki yaklaşım yanlıştır.
Spor sizi “iyi insan” yapmaz. Siz zaten değerlisiniz.
Haftada 3 gün değil, “canım istediğinde” de bir hedeftir.
Yorgunluk da bir bilgidir.
Yürümek, esnemek, evde hareket etmek de harekettir.
“Yapamadım” yerine “şu an olmadı.”
Sporu bıraktığınızda hissettiğiniz suçluluk, çoğu zaman size ait değildir.
Toplumun,
diyet kültürünün,
performans takıntısının
omuzlarınıza yüklediği bir histir.
Bedeniniz bir proje değil.
Siz de bir makine değilsiniz.
Bazen durmak, ilerlemenin bir parçasıdır.
Dyt. Melina Ezgi Tosun
Kaynak: Bihaber.TR köşe yazarı Melina Ezgi Tosun

Türkiye ve dünya gündemindeki sıcak gelişmeleri okuyucularına tarafsız ulaştırmayı hizmet kabul eden haber platformu.