Beslenme dünyasında dönem dönem bazı diyetler popülerleşir, kısa sürede gündem olur, birçok kişi hevesle başlar ama sonra ya sağlık sorunları nedeniyle bırakır ya da uzun vadede sürdürülemez olduğunu anlar. Son yıllarda sık sık gündeme gelen bu diyetlerden biri de “su diyeti”. Peki su diyeti nedir, gerçekten işe yarar mı, bilimsel açıdan sağlıklı mıdır yoksa bir başka moda diyet mi? Gelin, bu konuyu birlikte bilimsel araştırmalarla konuşalım değerlendirelim.
“Su diyeti” aslında tek tip bir beslenme şekli değildir; farklı varyasyonları vardır. Genel olarak, birkaç gün boyunca sadece su içilerek veya belirli bir süre çok düşük kalorili bir beslenme ile birlikte su tüketiminin artırılması şeklinde uygulanır.
İnsanlar bu diyete genellikle hızlı kilo vermek, detoks yapmak, ödem atmak ya da “bedeni arındırmak” amacıyla başvurur.
Öncelikle şunu kabul etmek gerekir: Vücuda enerji yani kalori almazsanız, birkaç gün içinde kilo kaybı başlar. Ancak bu kayıp genellikle:
Yani ilk verilen kilolar aslında yağ değil, büyük oranda su ve kas kaybıdır. Bu yüzden “Su diyetiyle 3 günde 5 kilo verdim” diyen bir kişi aslında yağ yakmamış, sadece bedeninden sıvı ve kas kütlesi kaybetmiştir.
Vücudumuzun %55–60’ı sudur. Su, metabolizmanın en önemli parçasıdır:
Dolayısıyla suyun önemini tartışmak anlamsız; her zaman yeterli su içmek gerekir. Ancak suyun tek başına bir “zayıflatıcı” etkisi yoktur. Kilo verme, ancak alınan kalori ile harcanan kalori arasındaki dengeyle ilgilidir.
Adil olmak gerekirse, bazı kişiler su diyeti uyguladıklarında kısa vadede bazı yararlar hissedebilir:
Ancak bu faydalar sürdürülebilir değildir. Uzun vadede zararlar çok daha baskındır.
Şimdi en önemli noktaya gelelim: Su diyeti kulağa “doğal” gelse de aslında oldukça riskli bir yöntemdir.
Vücudumuz açlıkta kas proteinlerini enerjiye dönüştürür. Bu da metabolizmayı yavaşlatır. Diyet bittikten sonra verilen kilolar hızla geri alınır.
Vitaminler, mineraller, protein, yağ, lif… Tüm bu besin öğelerini yalnızca sudan alamayız. Uzun süreli açlık, bağışıklık sistemini zayıflatır, saç dökülmesi, tırnak kırılması, cilt sorunları gibi belirtiler başlar.
Özellikle diyabet hastalarında sadece su ile beslenmek tehlikeli kan şekeri düşüklüklerine neden olabilir.
Aşırı su tüketimi, “hiponatremi” denilen sodyum düşüklüğüne yol açabilir. Bu da beyin ödemi, kas krampları ve kalp ritim bozuklukları gibi ciddi sonuçlar doğurabilir.
Su diyeti, yeme davranışını bozabilir. Kişiler ya açlığa bağımlı hale gelebilir ya da diyetten çıktıktan sonra aşırı yeme atakları yaşayabilir.
Burada psikolojik bir boyut var. İnsanlar genellikle:
Ama gerçek şu: Kilo kontrolü hızlı değil, sürdürülebilir bir süreçtir.
Su diyeti yerine şu adımlar çok daha güvenlidir:
Bir diyetisyen olarak su diyetini kesinlikle önermiyorum. Çünkü geçici sonuçlara odaklanıyor ve uzun vadede bireyin metabolizmasına zarar veriyor. Eğer amaç kilo vermekse, bu kalıcı olmalı. Eğer amaç “detoks” yapmaksa, zaten karaciğer ve böbrekler bunu her gün bizim için yapıyor.
Kısacası, mucize diyetlere kapılmak yerine yaşam tarzı değişikliği yapmak tek doğru yol.
Su diyeti, kulağa masum ve doğal gelse de aslında tehlikeli bir yöntemdir. Kısa vadede birkaç kilo kaybettirse bile, bu kayıp büyük ölçüde kas ve sudan oluşur. Uzun vadede ciddi sağlık sorunlarına neden olabilir. Sağlıklı kilo yönetimi ise ancak dengeli beslenme, düzenli egzersiz ve yeterli su tüketimi ile mümkündür.
Unutmayın, sürdürülemeyen hiçbir diyet işe yaramaz. Su içmek yaşam için vazgeçilmezdir, ancak “tek başına suyla beslenmek” sürdürülebilir değildir. Sağlığınızı riske atmayın, vücudunuza kulak verin ve beslenmenizi profesyonel rehberlik eşliğinde düzenleyin.
Dyt. Melina Ezgi Tosun
Türkiye ve dünya gündemindeki sıcak gelişmeleri okuyucularına tarafsız ulaştırmayı hizmet kabul eden haber platformu.